Böyle karşılaşırsın bununla: bir ikona tıklarsın, başlar ve aniden kendin bir gemi kabininde bulursun — ekranlar, düğmeler ve bilgisayarlarla dolu. Deus, seni bir yıldız gemisi komutanının rolüne sokan bir simülatördür ve her şey başarısız olduğu anda ortaya çıkar — çıkışa kadar on dakikan var. Yıl 1996, MS-DOS, bağımsız geliştirici — ya da adını saklayan biri.

Oyun sana bir gemi, birkaç sistem ve bol miktarda fizik veriyor. Lazer ateşlersin, motorlarla manevra yaparsın, reaktörü soğutursun ya da az önce bozulan ne varsa tamir edersin. Geleneksel anlamda hikaye yok — yönetmen gereken bir acil durum var. Her saniye önemli. Önündeki panel enstrümanlarla dolu ve olanları anlamak için en azından bazılarını anlamanız gerekiyor.
Kontroller basit: tıklarsın. Fare ve birkaç tuş, hepsi bu. Ama altında yatan şey ilkel değil. Silahların ısındığında ve yerçekimi seni ittiğinde, ya da reaktörün parçalanmaya başladığında ve ekranda sıcaklık artışını izlediğinde — güzel değil. Hoş da değil. Basınç budur.
Deus hiçbir zaman Space Quest ya da Full Throttle gibi bir ikon haline gelmedi. Niş bir oyun, deneysel, bir kült klasiği olabilecek ama bunun yerine unutulmuş bir parça haline gelen şey. Ama işte charm tam da burada — ne yapmak istediğini biliyordu ve bununla fuss yapmadı. Kelime olmadan simülatör, tılsım olmadan oyun, oyuncuları düşünmeye zorlayan şey.

Bugün? Tarayıcıda tuhaf hissettiriyor. Bir şey kaybediyorsun — ritmi, çekişi, ama asıl olarak sadece doğru makinede, düşük çözünürlükte çalıştığında hissettiğin kabin atmosferini. Ama gerçekten farklı bir şey arıyorsan, seni tatlandırmayan ya da gülümsemeyen bir şey, doğru yöndedir. Oyun sana beş on dakika veriyor ve sonra seni mahkum ediyor. Bu dürüsttür.